| KİTABIN ADI | OLTADAKİ BALIK TÜRKİYE |
| KİTABIN YAZARI | MEHMET EMİN DEĞER |
| YAYINEVİ VE ADRESİ | TOPLUMSAL DÖNÜŞÜM YAYINLARI NARLIBAHÇE SOK. NO : 6/3 CAĞALOĞLU / İSTANBUL |
| BASIM TARİHİ | 1998 |
KİTABIN ÖZETİ :
M.Emin DEĞER 1968 yılında MSB Hukuk Müşavirliğinde görev yaparken Amerikan Yardım Mallarının statüsü ile ilgili çalışması sırasında Amerikalılarla karşılaşmış, Amerikan Yardım Kurulu’ndan olan görevlilerin, ulusal benliğini incitici davranışlarına, yardım mallarının gerçekte Amerikan Ordusunda işe yaramayanlardan seçildiği ve yedek parçalarının gerçek ederinin üstünde satıldığına tanık olmuştur. M.Emin DEĞER bu çalışmaları sırasında tartıştığı bir Amerikalı Subayın “ Bu mallar hiçbir zaman sizin olamaz, siz kullanmadığınız yada sözleşmelere göre kullanılmadığı taktirde geri alınacaktır ” sözlerini söylerken takındığı küstah tavrı unutamamış ve bu sözler kendisinin Türkiye ABD ilişkilerini araştırmaya itmiştir.
M.Emin DEĞER’in yazdığı bu kitapta 1947 yılından günümüze A.B.D. ve Türkiye ilişkileri belgelerle ele alınmaktadır.
Kitabın giriş bölümünde Ortadoğu ve özellikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bölgedeki önemi ile süpergüç devletlerinin çıkarları tanımlanmıştır.
İkinci Dünya Savaşından hemen sonra 1956 yılında Standart Oil Şirketinin sahibi Nelson A. ROCKFELLER’ in A.B.D. Başkanı Eisenhower’e yazdığı mektupta belirtilen konular kitabın ana temasını oluşturmaktadır.
“Biz askeri paktlarımızı kurmayı ve sağlamlaştırmayı hedef alan tedbirlere devam etmeliyiz….. büyük ölçüde politik ve askeri nüfus garantileyecek genişlikte bir ekonomik yayılma planını Asya Afrika ve diğer az gelişmiş bölgelere uygulamak zorundayız…. Yardımda birinci gruba bizimle dost olan ve bize uzun süreli askeri paktlarla bağlanmış olan ülkeler girer. Bu ülkelere yapılacak yardımlar ve açılacak krediler öncelikle askeri nitelikte olmalıdır. OLTAYA YAKALANMIŞ BALIĞIN YEME İHTİYACI YOKTUR. … Genişletilmiş iktisadi yardım bazı hallerde düşünülenin tersi sonuçlar verebilir. Yani BAĞIMSIZLIK eğilimini artırıp mevcut paktları zayıflatabilir. Bu tip ülkelere iktisadi yardım da yapılabilir ama bu bize uygun ve bağlı hükümetleri iktidarda tutacak ve bize düşman muhalifleri zararsız bırakacak biçim ve miktarda olmalıdır…..
Ortadoğu’da çok önemli bir güç dengesi unsuru olan ve bu özelliği ile günümüzde süpergüç ülkelerine rakip ve bölgede lider olabilmek için gelişme çabasında olan Türkiye üzerinde, söz konusu süpergüç devletlerinin, bölgedeki ve dünya genelindeki menfaatleri doğrultusunda uzun yıllardır planlı olarak, gizlice gerçekleştirilen engelleme çabaları ve senaryoları konu edilmiştir.
Oltadaki Balık Türkiye isimli kitap; günümüzde önemli söz sahibi süpergüç olarak nitelendirilen devletlerin gelişmelerini hızlandırmak, çıkarlarını gözetmek ve arttırmak maksadıyla, ülke ideolojisi olarak uyguladıkları “emperyalizm” düşüncesi ve bu düşüncenin jeopolitik açıdan çok büyük öneme sahip Ortadoğu Bölgesini kazanmak ve burada söz sahibi olabilmek, bölgeden azami çıkar sağlamak amacıyla geçmişte ve günümüzde önemli bir güç ve denge unsuru olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerinde uygulanan çeşitli senaryo ve oyunları belge ve detayları ile aktarmaktadır.
Bu anlatımı zenginleştirmek maksadıyla kitap altı ana başlık halinde toplanmış ve her ana başlık öncelikle kendi içinde, daha sonra diğer ana başlıklar ile ilişkilendirilerek, konu daha iyi anlaşılabilir hale getirilmiş, olaylar ve senaryolar tüm gerçekliği ile göz önüne serilerek çok yönlü bir bakış açısı kazandırılmıştır.
Yeni emperyalizm adlı bölümde; emperyalizm kavramının doğuşu, gelişimi, toplum hayatı üzerindeki etkisi, ”sömürgecilik” ve “kapitalizm” kavramlarıyla oluşan ilişkileri, süpergüç devletleri ve özellikle ABD’nin emperyalizmi kullanma çabaları ve bu amaçla yapılan gizli yada açık çalışmalar yansıtılmıştır. Burada özellikle ABD’nin “Monroe Doktrini” isimli çalışmasından ve bu çalışmanın amaç ve kapsamlarından bahsedilmiş bu çalışmanın ABD’nin ulusal çıkarlarının tespiti, korunması ve yayılması konusunda hizmet eden bir çalışma olduğu ve bunun sebepleri dile getirilmiştir.
M.Emin DEĞER’e göre Yeni Emperyalizm Nedir?
Emperyalizm asker ile işgali sömürüyü Ulusal Kurtuluş Savaşlarının yaygınlaşması ile sürdüremeyeceğini anlamış ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında yeni bir yöntem geliştirmiştir. Emperyalizm bu sefer dostluk ve yardım anlaşmalarıyla gelmiştir. Hem de geldiği ülkenin tüm alanlarını denetlemenin yol ve yöntemlerini anlaşmalarla sağlayarak gelmektedir. Bunun bir başka adı “ dolaylı işgal” dir. İşgalci yöntemin ulusal bir direniş bilinci yaratmasına karşın bu, dolaylı işgal değil halkın, politika ile uğraşan çoğu kişinin ayırtına varamayacağı gizli bir işgaldir.
Aynı zamanda ABD ile işbirliğine hazır yerli işadamlarına yardımı artırmalı ve böylece bu işadamlarının İLGİLİ ÜLKENİN EKONOMİSİNDE kilit noktaları ele geçirmeleri, buna dayanarak politik etkilerinin artması sağlanmalıdır.”
Nelson A.ROCKEFELLER’in Başkan Eisinhower’e yazdığı mektuptan da anlaşıldığı üzere Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeleri yardım adı altında sömürülmeleri gerektiği belirtilmektedir. İşte bu sömürü düzeninin adı Yeni Emperyalizmdir.
İkinci bölümde; ABD’nin Orta Doğudaki çıkar planları ve bunları gerçekleştirebilmek için özellikle Türkiye üzerinde kurduğu baskı ve bunları uygulama çabaları konu edilmiştir. Burada özellikle Türkiye’nin, ABD’nin çıkarlarının sağlanması açısından önemi ve Türkiye’nin kontrollü gelişmesini sağlaması ve bunun tarihten günümüze kadar geniş bir zaman yelpazesine tüm detayları ile planlanarak uygulanmaya konulması açıklanmıştır.
Prof. Benham “Azgelişmiş Ülkelere Ekonomik Yardım” adlı yapıtında “ Yoksul ülkelere yardım ederken kendi karlarımızı artırdığımızı bilmek hoşumuza gider” diyerek yardımların ne amaçla verildiğini açıklamaktadır.
Dördüncü bölümde; ABD’nin bölgedeki çıkarlarını geliştirmek ve kontrol altında tutabilmek için neden Türkiye’yi seçtiği araştırılarak, bu amaçla uygulanan çabalar ve Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar altında, bunlardan nasıl etkilendiği anlatılmıştır.
Her zaman bizlere dost ve müttefik olduğu söylenen bizlere bu kadar yardım yapan ABD acaba Türkiye’ye ne kadar dost ve müttefiktir? Bunu anlamak için Kıbrıs Barış Harekatı dönemine yani 1975 yılına gitmemiz gerekmektedir. 1975 yılında Kıbrıs’ta kendi halkımızın güvenliğini sağlamak için Ada’ya çıkıldığında Türkiye’ye yapılan askeri yardımlar kesilmiş, önceden parasının ödenmesine karşın istenen askeri malzemeler gönderilmemiştir. Kısacası Türkiye’ye ambargo uygulanmıştır.
Yakın dönemlerde de P.K.K. ile olan çatışmaları bahane ederek önceden parası verildiği halde Kobra helikopterlerinin gönderilmesini geciktirmiştir.
Yazara göre Amerika ile dostluk ve müttefiklik sadece O’nun istediği düzeyde olmuştur. Bundan sonrada böyle olacaktır.
NATO’nun Türkiye’ye verdiği rol SSCB’nin dağılmasına kadar NATO’nun doğu kanadının korunması olmuştur. Bu korumayı yaparken ABD Türkiye’de kendi Üs’lerini açmış askeri ve ekonomik yardımlarla Türkiye’yi kendisine bağımlı kılmıştır.
Beşinci ve altıncı bölümlerde ise ABD’nin bu çabalarına esas teşkil eden ve Türkiye’yi zaman içerisinde bağlayıcı kılan ve kimi zaman çıkmazlara sürükleyen; başlangıçta Türkiye lehine gibi görünen ama detaylara inildiğinde ve uygulamaya konulduğunda ülkemize zarar veren çeşitli sözleşmeler, alınan kararlar ve uygulanan yaptırımlar açıklanmış, Türkiye’nin bu planlı ve çok özenli hazırlanmış uygulamalar sonucu zaman içerisinde ortaya çıkan sorunlar ve çeşitli sıkıntılar ile ABD’nin, ülkemizin içinde bulunduğu bu durumdan faydalanarak çıkar sağlaması ile Ortadoğu ve ülkemiz üzerinde, önemli söz sahibi olma konumuna gelmesi sonucu, ülkemizin bağımsızlığının sınırlandırılması ve gelişmesine mani olunması üzerinde durulmuş ve bunlar belge ve olaylarla anlatılmıştır.
Sivas Kongresinde Amerikan Mandasını isteyenlere Atatürk, “Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır ” diyerek kesin bir dille karşı çıkmıştır.
Sivas Kongresinde mandacıların teziyle Amasya Protokolündeki ilkeyi savunanların tezi çarpıştı ve mandacılar yenildi. Sivas Kongresinde güdümcülerin yenilgisi üzerine Amerikan Hükümetinin temsilcisi olarak Doğu illerimizde inceleme yapan General Harbor Mustafa Kemal’e sorar “ Ulusça düşünülebilen hertürlü özveride bulunduktan sonra da başarı elde edilemese ne yapacaksın?” Mustafa Kemal’in yanıtı şudur.
“Bir ulus varlığını ve bağımsızlığını korumak için düşünülebilen her türlü girişim ve özveriyi yaptıktan sonra, mutlaka başarır. Ya başaramazsa demek o ulusu ölmüş saymak demektir. Öyleyse, ulus yaşadıkça ve özverili girişimlerini sürdürdükçe başarısızlık söz konusu olamaz.”
Türkiye, gerek coğrafi konumu nedeniyle gerekse eldeki mevcut kaynaklar, genç ve yoğun nüfusu ile olumlu şartlar hasıl olduğunda, özellikle bölgesinde (Ortadoğu) olmak üzere, tüm dünyada söz sahibi ve otorite olacak güce sahiptir. Bu potansiyel, günümüzün tek süpergücü olan ABD tarafından, daha Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun ilk yıllarından itibaren fark edilmiş ve bu potansiyelin kinetiğe dönüşmemesi ve böylelikle Ortadoğu kaynaklarından (özellikle petrol açısından) azami şekilde faydalanabilmek için çok detaylı, bilinçli ve zaman içinde sinsice olgunlaşacak, Türkiye’nin gelişimini engelleyici bir dizi uygulamalar sahneye konmuştur.
Zamanın şartlarına bağlı olarak iyi bir değerlendirme yapılmaması veya ihmal gibi nedenlerle, bu girişimler engellenememiş ve ülkemiz bu gelişmeler neticesinde, dışarıya bağımlı olma tuzağına sokularak, ABD’nin bu konudaki çalışmalarının amacına ulaşmasına sebep olunmuştur. Günümüzde de bu sıkıntılar devam etmekte olup, bu süreç içerisinde şartların daha da olumsuz bir hal alması neticesinde, ülkemizin genel durumu olumsuz etkilenmiş ve gelişmesine mani olunmuştur. Bu da toplumsal yapıdan bölgede otorite olmaya kadar, birçok gelişmeyi negatif etkilemiş ve etkilemektedir. Ülkemizin bu tür faaliyetlere karşı çok daha hassas ve dikkatli davranması gerekliliği ortaya konulmuştur.
ABD’nin uluslar arası platformdaki amaçlarına ulaşması ve ülkemizin bu hareketlerden etkilenmesi doğrultusunda, uzun vadede birçok olay ve faaliyet olmasına karşın, kitapta özellikle “Monroe doktrini”, “Truman doktrini”, “Eisenhower doktrini”, “Johnson doktrini” ve yapılan uluslararası anlaşmalara dikkat çekilmektedir. Her ne kadar farklı zaman ve koşullarda oluşturulmuş olsa da tüm detayları incelendiğinde görülüyor ki, yapılan bu uygulamaların ortak amacı; Türkiye üzerinde maddi ve manevi her yönden bir baskı unsuru oluşturarak gelişmesinin engellenmesi ve bölgedeki otoritesinin zayıflatılarak dışa bağımlılık yaratılması, bunun sonucu olarak iradenin kullanılmasını engelleyerek, ABD’nin Türkiye’yi, Ortadoğu’da hakimiyeti sağlamak maksadıyla, bölgede direkt temas sağlayan bir üs bölgesi olarak kullanmaya çalışmasıdır.
Sonuç olarak Oltadaki Balık Türkiye adlı bu kitapta; ABD’nin, dünyadaki tek egemen güç olma yolunda ilerleyişi ve bu amaç doğrultusunda, gizli yada açık olarak yapılan tüm uygulamalar, objektif ve gerçekçi bir biçimde dile getirilmiştir. Ülke çıkarları söz konusu olduğunda ABD’nin uygulayacağı metodların legal yada illegal olabileceği vurgulanmıştır. Bunun için zamanı ve mevcut koşulları en iyi şekilde kullanarak çoğu zaman dostluk perdesi arkasına sığınarak, kendisine muhtemel tehlike yaratacak her türlü unsuru baskılamaya çalıştığı vurgulanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin zaman kaybetmeksizin bu konuda çok daha hassas, özenli ve etkili tedbirler alması gerekliliği kaçınılmazdır.
Yazara göre emperyalizm oyunlarından kurtulmak için Atatürk’ün aydınlattığı yolda yürümek yeterli olacaktır. O’nun “ Temel ilke Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu, ancak tam bağımsız olmakla sağlanabilir. Ne denli zengin ve gönençli olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan kendini kurtaramaz” sözleri kulaklarımızda çınlamalıdır.







