|
KİTABIN ADI |
YENİDEN ŞEKİLLENEN DÜNYA |
|
KİTABIN YAZARI |
NEJAT ESLEN |
|
YAYINEVİ |
TURUVA YAYINLARI |
|
BASIM YILI |
01.05.2006 |
KİTAP ÖZETİ
Yeniden şekillenen dünya düzeninin araştırılması ve incelenmesi aşamasında ilk önce Avrasya kıtasının göz önünde bulundurularak enerji kaynaklarının, stratejik geçiş bölgelerinin, suyun, askeri üstünlüğün, kısacası küresel hakimiyetin anahtar konumunda olduğu göz önünde tutulması gerekmektedir.
“Kaos” ve “Çatışma” gibi terimlerin doğduğu Avrasya toprakları, tarihinin belki de en yoğun dönemlerinden birini yaşamaktadır. 11 Eylül’de başladığı söylenen “Medeniyetler Çatışması” sadece Ortadoğu için değil, tüm dünya ülkeleri için küresel bir tehdit oluşturuyor.
Irak, İran, AB, PKK ve diğer önemli gündem maddelerini sorgulayan ve çözümler sunan bir kitap olmanın yanında içinde yaşadığı dünya hakkında düşünen, fikir yürüten ve çözümün bir parçası olma yürekliliğini gösterenlere bir başucu kitabı durumundadır.
Kitapta, Türkiye ve Dünya’dan örnekler verilerek çok kuvvetli durum tespitleri yapılmaktadır. Özellikle; AB ve ABD’nin dünya ve Türkiye politikası ile ilgili tespitleri çok önemlidir. Kitaptan alıntı yapılacak olursa; “AB’nin niyetinin, üyelik garantisi vermeden Türkiye’yi kendisine bağlamak, Avrasya’da başka inisiyatiflere katılmasını engellemek, coğrafyasının sağladığı imkanlardan yararlanarak enerji kaynaklarına yakınlaşmak, askeri gücünün yeteneklerinden istifade ederek güvenlik çıkarlarına katkılarını sağlamak olduğu söylenebilir.” yine “AB, ayrıca üyelik garantisi olamadan ve üyelik süreci tamamlanmadan, Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum yönetimini Kıbrıs’ın meşru yönetimini tanımasını, Ada’daki askerlerini çekmesini, Fener Rum Patrikhanesini evrensel (ekümenik) bir kurum olarak kabul etmesini, Ermenistan sınırını açmasını, soykırım iddialarını kabul etmesini ve İslam azınlıklar olarak tanımladığı gruplara Lozan Antlaşmasına aykırı haklar vermesini isteyerek Türkiye’yi zorlu sorunlarla karşı karşıya bırakmaktadır.” gibi tespitlere katılmamak mümkün değildir.
Küresel coğrafyası bakımından kritik bir konuma sahip olan Türkiye; su kaynakları, Avrasya’nın yaşam sahası olarak adlandırılan Dünya enerji sahalarının kilit noktasındaki konumu sebebiyle bu enerji sahalarına hükmetmeye çalışan güçlü devletlerin bu bölgelere yapmaya çalıştıkları açılımları destekleyebilen veya engelleyebilen enerji köprüsü oluşturan deniz ticaret yollarındaki kilit konumunu devreye sokarak Avrasya’da ivme kazanan küresel güç mücadelesinden zarar görmemesi ve kendi jeopolitik çıkarlarını genişletmesi için bir jeostratejisi olmalıdır.
Çatışan medeniyet blokları ara kesitinde bulunan ve AB’nin istekleri karşısında bulunan Türkiye radikal İslam’a karşı ılımlı İslam modelini oluşturmak için transformasyona tabi tutulmak istenebilecek; askeri gücünün ve jeostratejik konumunun önemi artarak devam ederken, çevresinde gelişecek yeni çatışmalar ve ABD’nin talepleri ile zorlu kararlar almaya zorlanabilecektir.
George W.Bush’un ikinci iktidar döneminde medeniyetler çatışması sürdürülürken, ABD yakın geçmişten aldığı derslerle, büyük bir olasılıkla sorumluluklarını yaymaya ve müttefikleri ile paylaşmayı trercih edecek, diplomatik girişimlere önem vererek BM ve NATO’nun devreye daha fazla girmesi için gayretlerini yoğunlaştıracaktır. Bu dönemde, ABD çıkarlarını gerçekleştirmek için “hegomonik güç” olmak yerine “lider ülke” oynamayı tercih etmektedir.
Thomas Barnett adlı ABD’li bir stratejiste göre; yakın geçmişte gündeme alınan “Pentagon’un yeni haritası” adlı bir eserinde küreselleşmemiş tüm dünya ülkelerini ABD’nin hedefine dönüştürerek hedefi daha da büyüttükleri görülmektedir. Ancak, ABD’nin bu kadar geniş coğrafya bölgelerini etkisi altına alabilecek büyüklükte ne askeri gücü nede ekonomik gücünün yeterli olmadığı dikkate alınmamıştır.
Türkiye-ABD ilişkilerinde PKK sorunu tutulurken küresel dengeleri tanzim yeteneği ve sorumluluğu olduğunu kendi strateji dokümanlarında açıkça belirtmekte olan ABD, gündeme PKK getirildiğinde, Irak’ta bu maksatla kullanılabilecek gücünün olmadığını söyleyerek bir ikilemi yaşıyor gibi görüntü verse de oyunun tüm tarafları aslında PKK’nın ABD için Türkiye’ye karşı kullanılabilecek, beklide kullanılmakta olan önemli bir manivela, Türkiye-PKK çatışmasının ise Türkiye’nin su kaynaklarının kontrolü mücadelesi olduğu bilmektedir.
Türkiye-ABD arasındaki stratejik ortaklığın olmasına rağmen ABD’nin kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesi ve AB’nin Türkiye ile yürüttüğü ortaklık müzakerelerinde bazı dayatmaları ileri sürerek Türkiye’yi Kurtuluş Savaşı öncesine itme çabaları ve imtiyazlı ortaklık talepleri arasında sıkıştırılmak istenmemize rağmen Türkiye yeni bir güç olma yolunda olan Avrasya ülkeleri ile ilişkilerini gözden geçirebilir.
ABD’nin uygulamış olduğu yanlış politikalar sayesinde mevcut konvansiyonel gücü ile Avrasya’nın yaşam sahasına egemen olamayacağı, Avrasya enerji kaynaklarını kontrol edemeyeceği ve Avrasya egemenliğine ulaşamayacağı ve bu nedenle de küresel üstünlüğünün tehlikeye gireceği bilinmektedir.
Avrasya’nın stratejik oyuncuları konumundaki Çin ve Rusya Federasyonu ile birlikte Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan arasında kurulan Şanghay İşbirliği Örgütü ABD’nin Avrasya jeostratejisinin çıkmaza girdiği anlamına gelmektedir. Şangay İşbirliği Örgütü ciddi bir inisiyatif kullanarak ABD’ye Orta Asya’dan askeri güçlerini çekme çağrısında bulunarak asıl amacının ABD’yi engellemek olduğunu da gösteriyor.
Bütün bu gelişmeler Avrasya coğrafyasında dengelerin değişmekte ve inisiyatifin Atlantikçilerden Avrasyacılara kaymakta olduğunu, tek kutuplu dünya düzeninin ise sona ermekte olduğunu gösteriyor olması Türkiye’nin de bu coğrafyada yerini tanımlaması gerekmektedir.
İran’ın nükleer çalışmaları bahanesiyle ABD tarafından etkisizleştirme çabalarının asıl nedeni, Avrasya’da söz sahibi durumundaki ülkelere akıtılmakta olunan enerji kaynaklarından kaynaklandığı açık bir şekilde görülmektedir. ABD’nin görülen tüm olumsuzluklara rağmen İran’a olası bir müdahalesi karşısında Türkiye’den bulunacağı talepler karşısında zorlanacağı açıktır. Ayrıca; ABD’nin Türkiye’deki üslerinin sağladığı imkanları İran’a karşı psikolojik bir baskı aracı olarak kullanması da muhtemeldir. Türkiye’ye gelebilecek talepler karşısında tutumumuz, Türkiye-İran ilişkilerinde potansiyel bir gerginlik nedeni olabileceği kaçınılmazdır. Ayrıca; nükleer güç kazanacak olan İran’ı dengelemek için Türkiye, konvansiyonel ve konvansiyonel olmayan yeteneklerini gözden geçirmek zorunda kalabilecektir.
Türkiye’nin en önemli çıkarı, bölgesel istikrarın korunması ile ilgilidir. Oysa, ABD’nin Orta Doğu’daki her girişimi bölgesel istikrara yeni bir darbe indirmektedir. Ayrıca, hem İran hem de Türkiye bölgenin ev sahipleri, ABD ise bölgede pek de istenmeyen misafir konumundadır. ABD‘nin İran konusundaki ısrarcı tutumu ve yapacağı bir hamlenin askeri güç konusunda izlediği politikalara cevap veremez duruma düşen bir ülkenin geleceğinin pekte parlak olmadığı geçmiş tarihlerde görülmüştür.
ABD’nin kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye çalıştığı küresel enerji güzergahları ile su kaynakları özellikle öncelikli hedefleri Suriye ve İran’a yakınlığı ve askeri gücü ile göz önünde bulunan Türkiye, Hindistan ile birlikte, Avrasya coğrafyasında, taraf olduğu koalisyon lehine dengeleri değiştirme yeteneği ile önem taşımaktadır. Gittikçe karmaşık bir görünüm kazanan Avrasya’daki güç mücadelesinde, coğrafi konumu ve askeri gücü ile önem kazanan Türkiye’nin uzun vadeli çıkarları, kimin kazanacağı belli olmayan “ Medeniyetler Çatışması”na (yeni dünya savaşına) taraf olmamayı ve taraflara destek sağlamamayı gerektirmektedir.
Sadece uzun süreceği ifade edilen küresel savaş değil, ABD’nin yeni stratejisi de belirsizliklerle doludur. ABD neyi nasıl yapacağını bilememenin yanında stratejistleri, stratejinin temel kurallarını göz ardı ederek özel birliklerini yüzde 15 artırmak suretiyle en ciddi rakip ülke olarak gördükleri Çin ve diğerlerini aşabileceklerini düşünmektedirler. Oysa, gücü ile hedefleri dengesiz olan ABD yönetimi dünyayı büyük bir hızla kaosa sürüklemektedir. ABD stratejisi, medeniyetler çatışmasının şiddetlenerek süreceğine, belirsizlikler ise dünyanın kaotik bir sürece sürüklenebileceğine ilişkin işaretler vermektedir.
SONUÇ
Görüleceği gibi AB ve ABD’nin geleceği ve gelecekle ilgili yetenekleri belirsizliklerle doludur. Belirtilen sorunların tümüne olumlu yanıt vermek mümkün değildir. Bu nedenle de 2020’li yıllarda AB ve ABD’nin Avrasya’da etkin bir jeopolitik/jeostratejik olabileceğini ve Türkiye’nin çıkarlarına katkı sağlayabileceğini söylemek mümkün değildir.
Günümüzde refahın büyük ölçüde teknolojideki gelişmelere uyum sağlamak, yeni teknolojiler geliştirmek ve enerji kaynaklarına ve pazarlara ulaşmakla olduğu söylenebilir. ABD’nin bu kaynaklar üzerine yaptığı hamleleri göz ardı etmeden bölge ülkelerinin çıkarlarına gelebilecek zararlı oluşumlardan uzak durarak AB’nin Türkiye refahına ne ölçüde cevap verebileceği sorgulandıktan sonra Türkiye Avrasya’nın diğer jeostratejik oyuncuları ile karşılıklı çıkarlara dayanan dengeli ilişkilerini geliştirirken, AB ile de karşılıklı ve dengeli çıkar ilişkilerini sürdürmeli ve AB-Türkiye ilişkilerinin hedefi, AB’nin arzu ettiği “özel statü” şekli ile değil, tavizler vermeyi ve egemenlik devrini gerektirmeyen bir statü olarak göz önüne alınmalıdır.
