Kitapozetleri.org

Siyah Beyaz
BİR KİMLİK ARAYIŞININ HİKAYESİ

 

KİTABIN ADI

BİR KİMLİK ARAYIŞININ HİKAYESİ

KİTABIN YAZARI

LİZ MEHMOARAS

YAYINEVİ

REMZİ KİTAPEVİ

BASIM YILI

OCAK 2005

 

KİTABIN ÖZETİ

Yazar Liz Behmoaras, beşinci kitabı olan Bir Kimlik Arayışının Hikayesi’nde Moiz Kohen’in, sonradan değiştirdiği adıyla, Munis Tekinalp’in öyküsünü anlatıyor.

Peki kim bu Moiz Kohen? Türkiye çapında çok fazla bilinen bir isim olmamakla birlikte Yahudi Cemaati’nde hafif kınama ve beğeniyle karışık, gayet iyi tanınan biri. Neden kınanıyor? 1883′te Selanik’te bir hahamın oğlu olarak dünyaya gelip zamanla Türkçülüğü en ateşli savunan insanlardan biri olduğu için.

Yazar onun için ‘Türkçülüğün savunuculuğunu yaparken aslını inkar ediyor. Yahudi kültürü ve milleti olduğunu kabul etmek istemiyor. Bu durum Yahudi cemaatini şaşırtıyor. Aslında onu kınamaktan daha çok onunla dalga geçiyorlar. Moiz Kohen hayatı boyunca ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranabildi’diyor.

Biyografiyi yazma sürecinde, Behmoaras’ın en büyük yardımcısı 20 yıl kadar önce Kohen’in hayatını yazan Prof. Jacob M. Landau’dan gelen Kohen günceleri olmuş.

Hahamın oğlu Moiz Kohen, Fransız Yahudileri’nin 19. Yüzyıl sonunda Selanik’te kurdukları Alyans Mektebi’nde eğitim alır.

Bu mektep aslında bir okullar kompleksidir. Kohen’in ömrü boyunca savunacağı hayat felsefesi ona ilk olarak burada aşılanır.

Bu okullar daha çok Ortadoğu ve Doğu ülkelerindeki Yahudi cemaatleri için kurulmuştur. Amaçları onları aydınlatmak, geliştirmek, kendi dinlerinden koparmak ve yaşadıkları ülkenin halkına entegre olmalarını sağlamaktı.

İşte Moiz Kohen, bu şekilde yetiştirilmiş bir insan. Okulu başarıyla bitiren Moiz Kohen, hemen hemen bütün Selanik Yahudileri gibi Ladino, Fransızca, Osmanlıca, Türkçe, İbranice, Rumca ve birazda Almanca biliyordu.

Önce bir ticaret firmasında muhasebeci olarak işe başlar ama hayalinde hep hukuk okumak vardır.

Bu arada gazetelerde Türkçülük üzerine yazdığı yazılar yayınlanır. 20′li yaşlarda ‘Türkçe konuşalım, Türkleşelim’ diyen bir Moiz Kohen vardır artık.

Moiz Kohen’in 18 Aralık 1905’te Alyans Okulu Mezunları Derneğinde, Türk dilinin güzelliklerini övdüğü, Yahudilerin Türk dilini çok iyi konuşmalarının lazım geldiğini anlattığı bir konferans çok ilgi toplamıştı.

22 yaşında gazeteciliğe başlayan Moiz Kohen Türk diline niye bu kadar ilgi duyuyordu?

Bunun iki önemli nedeni vardı.

1. Moiz Kohen’nin mezun olduğu Alyans Mektebinde öğrencilere, aşılanan ilkelerden biri; içinde yaşadıkları ülkeye sadakat ve entegrasyondu. Bunu gerçekleştirmenin en önemli yolu ise o ülke dilinin en iyi şekilde öğrenilmesiydi.

2. İkinci neden ise 1900’lü yılların Selanik şehrindeki devrimci ortamdı.

Selanikteki kafelerde, kıraathanelerdeki sohbetler sırasında, Namık Kemal’in, Mehmet Emin’in ateşli şiirlerden ilham alınıp zihinlerde şekillendirilmekte olan Türkçülük ideolojisinde, diğer gayrimüslimler gibi, Yahudiler de dışlanıyor,Türklerden, zaman zaman hem Osmanlı İmparatorluğunun kurucusu etnik unsur, hem de bir ırk olarak bahsediliyordu. Bu ırkın en fazla sadık kaldığı geleneğinin de dinden ziyade dil olduğu vurgulanıyordu.

İşte Moiz Kohen de bu konuşmaları dinledikçe bütün Yahudilerin Türkçe dilini öğrenmeleri ve Türkçe’yi ana dili olarak kabul etmeleri için çaba göstereceğine ant içiyordu.

Bunun için de ilk adım olarak, Alyans Mektebinde öğretmenlik yapan arkadaşı Jozef Nehamma’yı, Türkçe’yi dindaşlarına öğretme davasında kendisine yardım etmesi konusunda ikna edip, Türkçe konuşma ve yazı dersleri düzenletip, hocalığını da gönüllü olarak başka arkadaşlarıyla birlikte üstlendi.

Selanik’teki ilk Türkçe gazete Asır’da yazmaya başlaması onu Osmanlı’nın kaderini değiştiren İttihat ve Terakki Cemiyeti ile tanıştırır.

Artık onun çevresinde Ömer Seyfettin’ler, Yunus Nadi’ler, Zekeriya Sertel’ler ve özellikle yaşamı boyunca hayranlıkla izleyeceği Ziya Gökalp vardır.

Birlikte gazete ve dergilerde çalışırlar. Balkan Savaşları’ndan sonra ailesiyle birlikte İstanbul’a göçer Kohen. Geçimini sağlamak için tütün ticareti yapar ama her zaman entelektüel çevrenin içindedir. Darülfünun’da İktisat dersleri verir, bir yandan da Milli ekonomiyi kalkındırmak için çareler üretir. Son derece iyi bir iktisatçı olan Moiz Kohen’nin güncelerinden; ekonomiden sorumlu bakan olmak istediği anlaşılıyor.

Kohen, Müslüman Türkler ticaretle uğraşmıyorlar, ticaretle uğraşsınlar, artık bu ticaretin tekelini gayrimüslimlerin elinden almak lazım diye yazıyordu. Yahudi cemaatini Türkleştirme çabalarına ise yazılar ve verdiği konferanslarla devam eder. Bu arada ismini Munis Tekin Alp olarak değiştirir.

Kemalizm hakkında dönemin ilk ciddi incelemesini yapar. Eserin bir çok dile çevirisi yapılır.

1936 yılının Ağustos ayında yayımlanan bu kitapta; Atatürk ilkelerini ve düşünce sistemini bir ideoloji gibi sunan ilk inceleme olduğu söylenebilir. Özetle; Kemalizm’in, dünyada emsali görülmemiş bir ideoloji olduğu; bağrında demokrasi ile otoritarizmi, liberalizm ile devletçiliği, milliyetçilikle milli gelenek karşıtlığını uyumlu bir şekilde barındırmayı başarmış bu emsalsiz ideolojinin, sadece Türk milletine göre olduğu,

Kemalizm’i iyice anlayıp benimseyebilmek için sadece yeni fikirlere kılıf olarak çaresizce uydurulan kelimeleri ve formülleri değil, arkalarında saklanan o taze fikirleri derinlemesine incelemek gerektiği,

Kemalizm sayesinde bu toplumun bireylerinin tarz, ahlak ve zihniyetinin değiştirilmiş, Yeni Türk, Yeni Vatan ve Yeni Millet kavramlarını esas alarak yepyeni temeller üzerine yapılandırıldığı anlatılmıştır.

Cumhuriyet gazete ve matbaasında basılmış bu eser Profesör Fuat Köprülü tarafından;

“Bugünkü Türkiye’nin maddi ve manevi bünyesini, psikolojisini anlamak ve öğrenmek isteyenler için bu eserin kıymetli bir rehber olacağını söyleyebilirim. Yalnız Yeni Türkiye’yi öğrenmek isteyenler değil, umumiyetle milletlerin uyanış ve yükseliş tarihi ile uğraşan sosyologlar ve tarihçiler de bu eseri büyük istifade ile okuyacakları kanaatindeyim.Kemalizm Türk inkılabını anlamak için okunacak biricik ve en mükemmel eserdir” diye tanımlanmıştır.

Nitekim Moiz Kohen, Kemalizm ile ve Kemalist anlamda milliyetçilikle, kendini, kendi gerçek kimliğini bulduğuna inanmıştı.

Kendisi ve ait olduğu cemaat için en doğru yol olarak gördüğü entegrasyon, Kemalist ideolojisinin ilkeleri doğrultusunda; ortak dil ve kültürü benimsemekle olacaktı. Kohen millet kavramını şöyle tanımlıyordu;

“Millet; dil, kültür ve ülkeyle birbirine bağlı vatandaşların meydana getirdiği siyasal ve toplumsal topluluktur” ve şöyle devam ediyordu;

“Milli azınlıklar konusuna gelince, Kemalist Türkiye bu ilkeyi hiçbir zaman kabul etmemiştir. Yeni Türkiye, yurttaşlarının tümünü ancak Türk olarak tanır. Irk olarak Türk olmayanlar, Türk kültürünü benimseyerek Türk olabilirler.”

Bu arada yaşanan savaşlar sonucunda, büyük servet edinen kişilerden, bilhassa azınlıklardan alınmak üzere 11 Kasım 1942’de Varlık Vergisi Kanunu Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girer.

Varlık Vergisi, Kohen’i varından, yoğundan eder. Konulan bu vergi, savunduğu ideolojiden yediği ilk büyük darbedir. Varlık Vergisi Borcunu ödeyemediği için kendini bir anda Demirkapı Kampı’nda bulur. Bu ilk kırılma noktasıdır hayatında. Gönderildiği Demirkapı’da Türkçülüğün coşkulu bir analizi olarak nitelendirilen, Türk Ruhu kitabının son düzeltmelerini yapar.

Moiz Kohen Varlık Vergisi’nden sonra da Türkçülüğü savunmaya devam etti. CHP içinde birkaç kişinin oligarşi oluşturduğunu ve verginin onların işi olduğunu söyledi. ‘Varlık Vergisi’nden CHP’yi de sorumlu tutamayız. Ben bunu kanıtlamak için CHP’den adaylığımı koyuyorum. Üstelik prensip doğru, uygulama yanlış’ dedi ve bir şekilde Varlık Vergisi’ni savundu. Bu bir zümrenin topladığı bir şeydi ama aynı zamanda bir kurum vardı, Türkiye Cumhuriyeti kurumu. O kurum içinde bu keyfi uygulama olmamalıydı. Moiz Kohen, sonuna kadar her şeyi savunuyor fakat ufak ufak hayal kırıklıklarını içine gömüyor. Üstü kapalı biçimde güncelerinde de İstanbul’dan Nice’e gitme kararını, ‘Artık gideceğim, yapacak bir şey yok’ diyerek belirtiyor.

Moiz Kohen her zaman isteklerinin çok daha azıyla yetinmek zorunda kalmış biri. CHP’den iki defa milletvekili adayı olur, ancak parti seçimleri kazanamaz. Hastalığından dolayı Nice’e gider. Nice’te fahri konsolos olmak ister. Bu işi o Nice’te olduğu için Türkiye’deki oğlu takip eder. Oğlunun anlattığına göre Ankara’dan ‘Biz Yahudi’den konsolos istemeyiz’ diye bir cevap gelmiştir. Gelen bu cevap hayatındaki ikinci kırılma noktasıdır.

Moiz Kohen baba, dede ya da kayınpeder olarak sevilen bir insan değildi. Bu çok üzücü bir şey. Kendi de güncelerinde ‘Hele hastalığımdan sonra kimse benimle ilgilenmiyor, onlara para da veremiyorum, işe yaramıyorum’ diye yakınır.

Büyük heveslerle başlayan yaşamı büyük bir hayal kırıklığı içinde Nice’te sona erer.

Sonuç olarak kitap; bir Yahudi’nin kendini ve kendi halkını Türkleştirme çabalarını anlatmaktadır. Moiz Kohen bu uğurda Yahudi halkını karşısına almasına rağmen yılmamış, Türk kimliğini kabul etmiş fakat önyargıları yıkamadığından her iki topluma da bu kimliğini kabul ettirememiştir.

Alt/üst kimlik tartışmalarının giderek arttığı günümüzde; Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün "Ne Mutlu Türküm Diyene" sözünde anlatmak istediği; birlik, bütünlük, ortak çıkar, kader birliği, ortak dil gibi öğelerin önemini kavrayan Moiz Kohen’in düşünce ve çalışmalarının, günümüzde hala güncelliğini koruyan alt kimlik tartışmasına ışık tutacak nitelikte olduğu değerlendirilmektedir.

Buradan Üye Olun Hemen Kazanmaya Başlayın

Bu kitap için şu an yorum yok.
Yanıt ver:




Dil Seçeneği (Language)
Kategoriler En son Yapılan Yorumlar Reklam
Bağlantılar Etiket Bulutu
Copy Protected by Chetan's WP-CopyProtect.